22 Aralık 2013 Pazar

Hikayem - Luke Muehlhauser

Ah, bir papaz çocuğunun hayatı!


Cambridge, Minnesota'da 5000 kişinin ve 22 kilisenin olduğu bir kasabada büyüdüm.  Babam küçük bir kilisenin papazıydı (hala da öyle). Annem Dünya çevresindeki Hıristiyan misyonerleri desteklemek için gönüllü olmuştu.

İncil çalışmak ve diğer kilise faaliyetleri için kiliseye gittim. Sık sık ve içtenlikle dua ederdim. 12 yıl boyunca İncil ve "yaratılış bilimi" öğreten bir Hıristiyan okuluna gittim. Dini müzik yapan gruplarda çaldım. Ergenlik dönemimde, insanlara İsa'yı anlatmak için Çin'e ve İngiltere'ye gittim.

Tanrı'nın var olduğunu hissediyordum. Öyle ki bazı zamanlarda Kutsal Ruh yüzünden vücudum karıncalanıp ter içinde kalıyordu. Bazen onun tarafından belli bir şeye para harcamaya, birilerine iltifat etmeye veya ibadet sırasında kilisemin önünde eğilmeye itildiğimi hissederdim. 

19 yaşındayken bir dönem canım oldukça sıkkındı. Muhtemelen Wal-Mart'ta çalışmaktan, müzik indirmekten ve internet pornosu izlemekten başka bir şey yapmadığım için. Ama bir gün bir yaprağın rüzgarla salındığını gördüm -gerçekten çok güzeldi. American Beuty filminde salınan plastik çanta gibiydi.  Bir anda her şey çok daha açık görünmeye başladı. Doğadaki her şeyin bana Tanrı tarafından bahşedilen bir armağan olduğunun farkına vardım. Bitkiler. göller, ağaçlar ve gün batımı...  Bütün bunlar bana Kurtarıcımın hediyeleriydi. Güzel bir şey gördüğüm her seferinde Tanrı'nın beni depresyonumdan (ve porno alışkanlığımdan) uzağa ittiğini hissediyordum.

Dallas Willard'ın The Divine Conspiracy'sini -Tanrı'nın yolunu takip etmenin bir yük değil Tanrı'yı sevmenin doğal ve acısız bir sonucu olduğunu gösteren bir rehber- okudum. Babam ve ben Hıristiyanlık'la ilgili pek çok şey okuduk ve bu okumalar sırasındaki keşiflerimizi birbirimizle paylaşıp teoloji tartıştık. 

Üniversite için Minneapolis'e gittim ve orada Mark van Steenwyk'in liderliğini yaptığı Hıristiyan grubu ilgimi çekti. Mark'ın iyi eğitimli ve post-modern Hıristiyanlar'dan oluşan küçük "misyoner" grubu insanları sevmenin ve onlara hizmet etmenin dinin doktrinal gerçeklerinden daha önemli olduğunu düşünüyordu. Bu anlayış aklıma yatmıştı, bundan sonra Mark'ın grubuyla beraber Minneapolis'in fakir göçmenleriyle yaşamaya başladık.


Şüphe Tohumları


Bu ana kadar kilisenin yapısıyla veya doktrinlerle ilgili olağan tartışmalara çok az ilgim olmuştu. Sadece İsa gibi olmak istiyordum. Dolayısıyla İsa'nın kim olduğunu daha iyi anlamalıydım. Bunun için İsa'nın tarihselliğiyle ilgili okumalar yapmaya başladım.

Öğrendiklerim (Hıristiyan alimleri okurken bile!) beni şoke etti. İnciller İsa'nın ölümünden onyıllarca sonra, herhangi bir görgü tanığı olmadan yazılmıştı. Çelişkilerle, efsanelerle ve yalan olduğu bilinen şeylerle karışmışlardı. İsa ve Paul pek çok önemli konuda görüş ayrılığına düşüyordu. Dahası, İsa'ya atfedilen mucizeleri, saçmalık olarak gördüğüm diğer antik mucize iddialarını reddediyorken nasıl kabul edebilirdim?

Keşiflerim beni korkutmaya başladı. Onlar benim en başta öğrenmeye niyet ettiğim şeyler değillerdi. Ama şimdi, gerçeği bilmek zorundaydım. İsa'nın tarihselliği, Hıristiyanlığın tarihi, İncil, teoloji ve din felsefesi çalışmaya başladım. Neredeyse bütün okuduklarım -tutucu Hıristiyanlar tarafından yazılanlar bile- bana şüphe etmek için daha fazla neden veriyordu, daha az değil.

Paniğe kapılmaya başlamıştım. En iyi arkadaşımın -hayat amacımın, mutluluk ve rahatlığımın kaynağının- ölmekte olduğunu hissediyordum. Daha da kötüsü, onu öldüren bendim!  Eğer inanca sahip olabilseydim... Eğer öğrendiğim her şeyi unutup sadece inanabilseydim... Mark 9:24'teki sözleri haykırardım:"Lordum, inançsızlığım konusunda bana yardım et!" 

Denedim. Okuduğum her ateist kitabı için en iyi Hıristiyan felsefecilerden 5 kitap okudum. Ateistler açık ve sağduyuluydu. Hıristiyan felsefecilerse büyük sözlerin sislerinde argümanlarının zayıflıklarını gizlerken kaybolmuşlardı.
İnancımı korumak için her şeyi yaptım. Ama başaramadım. Doğru olmadığını bildiğim bir şeye inanmaya kendimi zorlayamadım. 11 Ocak 2007'de kendi kendime fısıldadım: Tanrı yok.

Bir sonraki gün kankam Mark'a yazdım:

"Seni uğraştırmak istememiştim ama kayboldum ve çaresizim. Yardım edebilirsen gerçekten müteşekkir kalırım.

İsa'nın tarihselliği üzerine okumalar yaptım, bu beni İncil hakkında okumaya götürdü. Bunlar da beni Tanrı lehindeki ve aleyhindeki tarihsel ve felsefi argümanları çalışmaya yönlendirdi. Bu, Tanrı'ya olan inancımı ortadan kaldırdı. Artık Tanrı'nın neredeyse kesinlikle var olmadığını düşünüyorum...

Gerçekten çok kötü durumdayım. Aileme söyledim ve 30 dakika boyunca hüngür hüngür ağladılar. Yardım edebilir misin?"

Her zamanki gibi, Mark sevgi ve dürüstlük dolu bir şekilde cevap verdi. Ama bana inanmak için hiçbir sebep vermedi. Bana çoğunlukla "inancın estetiği" ve "Tanrı'yla ilgili mistik tecrübeleri" yüzünden inandığını söyledi. "Diyebilirim ki, Hıristiyanım çünkü Hıristiyan olmak istiyorum." diye yazdı.

Bundan sonra, dinlediğim bir ateist radyo programının sunucusuna (Matt Dillahunty'e) küstahça bir e-mail yazmıştım: 

"Hayatımı bugüne kadar İsa'ya adayarak yaşadım. Bütün üzüntü ve endişelerimi azat ederek, kendimi ve çevremdekileri sevgiyle doldurarak... Ama sonrasında İsa'nın tarihselliğini sorgulamaya başladım ve buna başladığımdan beri gerçekten çok kötü hissediyorum. Ateist olabilecek kadar güçlü veya cesur olduğumu düşünmüyorum. Kolum kanadım kırıktı ve hayatım bir koltuk değneğiyle çok daha iyiydi. Bu yüzden Tanrı'yla iletişim kurmak ve inancımı güçlendirmek için hakiki tanrısal tecrübeyi arayacağım. Ateist argümanlarını yok sayacağım çünkü benim için ikna ediciler ve umutsuzluğa kapılmama neden oluyorlar. Boş, soğuk ve nihai anlamda amaçsız bir evrende değersiz ve bir başıma yaşamak istemiyorum.

Kör inanç yolculuğumda gerçek ve doğru bir Tanrı bulacağımı umuyorum. Sizi bu Tanrı'nın var olduğuna ikna etmeye ihtiyaç duymuyorum, çünkü bir ateist olarak hayatınızdan memnun görünüyorsunuz. Ama ben, kendimi bir Tanrı'nın olduğuna ikna etme ihtiyacı duyuyorum."

Matt yazdığım her cümleyi ilgi, anlayış ve akıl dolu bir şekilde yanıtladı. Ama yine de inancımda takılıp kalmayı denemeye devam ettim. Bir süre Hıristiyan yazarlardan başka hiçbir şey okumadım. En zeki olanları bile "Tanrı'nın Gizemi" ile ilgili fazlaca gürültü yapıyordu. Büyük sözcükleri, açık ve ikna edici bir şey söylüyormuşçasına kullanmaya devam ediyorlardı.

Babam bana kötü yola yöneldiğimi çünkü gerçeği okuyarak bulabileceğimi düşündüğümü söyledi. Bundan sonra alçakgönüllü ve cesaretle dolu bir şekilde, yeniden Tanrı'yı aramaya başladım.  Bloguma yazdığım gibi:

"Burnum sürtüldü. Elimden geldiği kadar müritlik yapıyordum çünkü yapabilecek kadar zeki ve disipline olduğumu zannediyordum. Şimdi kibir dolu ve gerçeği aramakla alâkası olmayan yollarla Tanrı'yı aramaktan vazgeçtim. 

Şimdi Tanrı'nın kudretine karşı kendi güçsüzlüğümün farkına varabiliyorum.  
Sürünüyordum. Yanılmıştım çünkü Kutsal Ruh'un beni gerçeğe götürmesine izin vermemiştim. Şimdi Tanrı'dan bilgiye ve bilgeliğe ulaşırken rehberliğini istiyorum.
Yeniden ve yeniden doğmuşum gibi hissediyorum."

Bu durum uzun sürmedi. İnanmak için bir sebep aradığım her seferinde, Tanrı orada yoktu.  Kanıtlara rağmen inanmaya çalıştım ama bir yalana inanamazdım. Artık olmazdı.

Ne kadar özlüyor olsam da, İsa'yı o günden itibaren hayatıma yeniden sokamadım.


Daha Sonra


Nasıl olduğunu tam olarak anımsayamıyorum ama zamanla inancım olmadan, inancım varken olduğumdan çok daha mutlu ve ahlaklı olabildiğimi gördüm. Aileme, arkadaşlarıma ve kilisemdekilere ateist olduğumu söyledim. Şaşırdılar ama beni hala seviyorlardı. Kilisemin büyüklerinden ikisinin Katolik olmaya karar vermesiyle daha fazla ilgileniyorlardı. O ikisiyle bir şekilde aramda bir bağ oluştuğunu hissettim çünkü üçümüz de aniden dışlanmış gibi hissediyorduk.

İnatçı bir şekilde inancımı yitirişime direnmiştim, ama bu günlerde ne olduğu fark etmeksizin gerçekliği kucaklamak için heyecan duyuyorum. Benim için oldukça değerli olan liberteryen özgür iradenin problemlerini gördüğüm zaman bile dehşete düşmemiş ve direnmemiştim: Heyecanla dolmuştum. 

Gerçekliğin getirdiği rahatlık Hıristiyanlığa ve genel olarak dine olan merakımı bütün gücüyle ateşledi. Okumalarımda hem teistlerden hem de ateistlerden pek çok yanlış ve dürüst olmayan argüman gördüm. Her keşfim bilgiye olan açlığımı artırdı. İnsanlığın çok az şeyi bildiğini ve bildiklerinin kesinliğinin de oldukça az olduğunu keşfettim. 


Geriye Bakarken


Pek çok açıdan, bir Hıristiyan olarak yetiştirildiğim için pişmanlık duyuyorum. Görünmez bir arkadaş için çok fazla zaman ve enerji harcamıştım. Ahlak, düşünmek ve seks üzerine çokfazla yanlış şey öğrenip pek çok gereksiz pişmanlık yaşamıştım.

Ama genellikle, hikayem bu şekilde olduğu için şükrediyorum. Şimdi, gerçek bir inançlı olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Tanrı'ya aşık olmanın ve ona kalpten hizmet etmenin neye benzediğini biliyorum. Onun varlığını kalpten hissetmenin neye benzediğini biliyorum.

Hayatımın bir bölümünü mantık ve kanıttan izole etmenin nasıl olduğunu ve bunun bir erdem olduğunu nasıl düşündüğümü biliyorum. Gerçeği bütün dürüstlüğüyle ararken yanılgı içinde olmanın nasıl olduğunu biliyorum.

İnandığımın, sevgili papazımın söylediklerinin ve söylediklerinin antik kutsal kitabımın söylediklerinin akıl ve kanıtın söylediklerinden çok daha doğru olduğuna inanmanın nasıl olduğunu biliyorum. İnancın bir güç -bir zayıflık değil- olduğunu düşünmenin neye benzediğini biliyorum.

Üçlemenin, kabul görmeyen duaların ve İncil'deki çelişkilerin "Tanrı'nın gizemi" olduğunu düşünmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Tanrı'nın insan aklının çok ötesinde olduğuna ve bizim onu kavrayamayacağımıza inanmanın neye benzediğini ve buna rağmen bizim nasıl davranmamızı istediğini bütün detaylarıyla bildiğimi düşünmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum.

Bu benim 22 yıllık tecrübem ve böyle olduğuna seviniyorum. Artık inançlılara gerçek bir anlayışla yaklaşabilirim.


Çeviren: Berat Mutluhan Seferoğlu/Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Deneme: http://commonsenseatheism.com/?p=12

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder