26 Aralık 2013 Perşembe

Neden Ateistim?


Buraya getirilip bunları tartışmaktan gerçekten çok mutluyum. Teşekkur ederim. Bu, sizin inancınızı sorgulamaya almak istediğinizin canlı bir kanıtı. Randal’in gerçekten jenerasyonumuzun, en iyi hristiyan savunucularından biri olduğunu düşünüyorum. Gerçekten çok zeki çünkü savunulmayacak bir şeyi savunmak için öyle olmak gerekir. Ateistlerin de deli olduklarını düşünmüyor ve bu da tabi ki iyi bir şey. Gerektiğinde bizimle iletişim kurup onun inancını incelememize de izin verdi, bu yüzden benle beraber bu kitabı yazmaya karar verdigi için çok mutluyum.


Size neden ateist oldugum icin sebepler verecegim, Öncelike ateist nedir? A-teist. Non-teist. İnanmayan. Ben inanmıyorum.


Eski bir hristiyan olarak, bir çok dini ve hristiyan mehzeplerini araştırdım ve onlar hakkinda herhangi bir objektif ve yeterli delil olmadığına karar verdim. Kendi inancım olan din ve mehzep haricindekilere her zaman şüpheli yaklaştım. Sonunda fikrimi değiştiren kendi inandığım dine de diğerlerine baktığım gibi şüpheli bakmayı oğrendiğim zaman oldu, Çünkü kendi dinimde de herhangi bir objektif ve yeterli delil yoktu. (Bu kısmı kitabımın “ Dışlanmışınn İnanç Testi” kısmında bulabilirsiniz)


Müslümanlar bana Allah’a inanmıyor, Hristiyanlar Yahweh’e inanmadığımi soyluyor, Ancak ben sadece onlara değil ama diğer bütün Tanrılara inanmıyorum, bence hiçbiri herhangi bir objektif ve yeterli kanıt sunmuyor onlara inanmam için.


Bu konu üzerinden 500 sayfalık “ Neden Ateist Oldum” isimli kitabı yazdım. Bu kitap benim en büyük şaheserim. Detaylı bir cevap istiyorsaniz bu kitabı almanızı öneririm.


Ateist olmamdaki bir başka sebep ise gerçeği bilmek istiyor olmam. Bir çok hristiyan inançlarını dürüstçe sorgulamıyor. Büyük bir çoğunluğu böyle bir kitabı okumaz bile.

Randal’in inancı sorgulandığında verdiği cevaplara bakınca, büyük bir üzüntüyle görmekteyim ki hepsi değersiz. Ben bir ateistim çünkü Randal gibi bizim sorularımızı ciddiye alan biri Tanrıya inanmak için iyi sebep sunamıyor.


Randal’in seçtiği başlıklara bakalım


1) Tanrı yoksa hayatın anlamı yoktur. Yanlış, hiç kimse herhangi bir olayını sonucunu beğenmediği için o sonucu reddetmeye hakkı yoktur. Eğer Tanrı yoksa biz kendimizin anlam yaratıcılarıyız. Ancak bundan sonra Tanrının olmadığını anlarsınız.


2) Tanrı yoksa her şeye izin vardır. Gene yanlış, Izin verilen şeyleri yapan insanlar kendi yaşadıkları ortamda bunları yapıyorlar. Thomas Hobbes’in söylediği gibi, başkalarıyla savaşiyor olsak bile onlarda bir sosyal bağ içinde olmamiz gerekir. Aksi halde o toplum kaosa sürüklenir, ve kimsenin kaos istemediğini düşünürsek her toplumda izin verilip verilmeyen eylemler olacaktır. Buna karşın, eğer Tanrı varsa neye izin verilip verilemeyeceğinin bir sınırı yoktur.


3) Bilim Dinin yerini alamaz. Saçmalık. Eğer kendini kandıran bir insan görmek istiyorsanız, bilimi reddeden birine bakmanız yeterli olacaktır. Bilimle kıyaslandığında din bize hiçbir şey vermemiştir. İnanç bazlı işlemler güvenilmez. Bize doğruyu getirmez.


4) Tanrı bütün evrenin açıklayıcısıdır. Yalan, bilim her ne kadar aşama kat ettiyse de, inananlar bunu her zaman söylemiştir. Bu argümanların geçmişte ne kadar çok yanıldığını görmemize rağmen Randal’in hala bunu kullanıyor olması şaşırtıcı. Bir şeyler var. Ya bir şey her zaman vardı ya da bir şey hiç bir şeyden meydana geldi. Elimizdeki seçenekler bunlar. Bizimki yaratılışı en iyi açıklayan en basit olanı. Dini hipotez, Tanrı’nın herhangi bir zaman dilimine ait olmadığını, herhangi yeni bir şey öğrenmediğini, herhangi bir şey düşünmediğini, ve herhangi bir şekilde gülmediğini çünkü onu hiç bir şeyin şaşırtmayacağını, bu dunyayı, doğal afetleri onun yarattığını söyler, ancak biz acı çekince bize yardımcı bile olmaz. Bu kesinlikle bir açıklama değildir. Cevapsız bir çok soru barındıran bir hipotez. Bilimsel hipotez ise yalnızca pozitif ve negatif enerjinin fizik kuralları çerçevesindeki dengesiyle başlar. Bunu kabul edince zaten %60 ihtimalle bir seyin var olduğuna inanıyoruz, ve evrimle beraber Tanrıya ihtiyaç bile kalmıyor. Çünkü Tanrı’nın bu süreçte hiç bir yeri yok. Şu anda bilim insanlarının açiklayamadığı tek şey hayatın nasıl başladığı. Eğer sizin inancınız buna ters ise siz bilimin size sunduğu her şeyi reddediyorsunuz demektir.


5) Tanrı yoksa hiçbir şey bilmiyoruz demektir. Yanlış. Öyleyse maymunlarda hiçbir sey bilmiyor demektir. Yemek yemeği bilmiyor veya çiftleşmeyi veya nerede yasamaları gerektiğini bilmiyorlar demektir. Hiçbir şey bilmedikleri içinde uzun zaman önce ölmeleri gerekirdi, ancak hala buradalar. Bunları yapmak için herhangi bir Tanrı’ya ihtiyaç duymuyorlar. Neden biz duyalım? Bizler de deneme yanılma yoluyla bir çok sorunun cevabına ulaştik. Hepsi bu.


6) Aşk, Tanrı varsa vardır. Hatalı, Bu herhangi içeriği olmayan boş bir önerme. Bunu inananlar bile engizisyon zamanlarında veya cadı avına çıktığı zamanlarda söylediler. Randal kilise tarihine bakmalı. Aşka sebep olan diğer unsurları incelemeli. Ayrıca Incil’deki Tanrı’da herhangi bir aşk beslemiyor. Ona inanmayanı cezalandırmak bir aşk değil daha cok Yahweh’in de tasarladığı despot bir kralı andırmakta.

7) Herkesin inancı vardır. Yanlış. Bu birçok insan için doğru olabilir ama bu cözüm değildir, sorundur. İnanç, insanları doğrulayan kanıtları büyütmesini, ve boşa çıkaran kanıtları küçümsemesine neden olan bilişsel bir önyargıdır. İnanç, muhtemeller üzerine kurulmuş mantıksızlıklar kümesidir. Mantıklı insanlar objektif bilgiler ışığındaki mantıklı olasılıklar üzerine düşünür.



8) Objektif güzellik vardır, bu yüzden Tanrı da vardır. Aptalca. Dünyada objektif olarak güzel ya da çirkin bir şey yoktur. Bu sadece çiğ anlaşılmamış bir şeydir. Eğer elektromanyetik ve sonik sesleri duyabilseydik şu anda gördüğümüz ve duyduğumuz her şey sadece bir parazit olurdu. Parazite nasıl güzel bir şey diyebiliriz? Objektif bir güzellik olmadığına göre, Tanrı da var değildir.


9) Mucizeyi en iyi Tanrı açıklar. Saçma, Dunyada ki inanan insan sayisina ve dunyada olan rastlantilari gordugumuzde daha sik mucize gormedigimize sasiriyorum acikcasi. Cok nadir rastlantilar olabilir. Ancak bu demek degildir ki bunlarin arkasinda gizli bir guc olsun. Bizim ihtiyacimiz olan sey bir klinigin kurulup bu olaylarin arastirilmasidir.


10) Tanri Hz. Isa’yi diriltti. Hicbir mantikli insan antik dunyanin yalnizca bir kismindan gelen ve 4. Yuzyilda bilim oncesi batil inancli insanlar tarafindan yazilmis, bir kismi degistirilmis ve unutulmus 2.ci, 3.cu ve 4.cu elden tanikliklara inanmamalidir. Modern dunyada Mormonizme sorabildigimiz ve bizi onu reddetmeye iten sorularin neredeyse hepsi cevapsiz kaliyor. Ilk havarilerin gordugunu iddia ettikleri seyler nedir? Hepsi ayni hikayeyi mi anlatti? Herhangi biri fikrini degistirdi mi? Tek sahip oldugumuz Paul’un birinci elden tanikligi, eger inanirsak Amal 26:19, demister ki Sam’in donusum yolu vizyondan baska hicbir seye bagli degildir.


Eger 2000 yillik tarihi bir Cin belgesinde bir bakirenin bebegi oldugunu okusaydik, sozde taniga dayanan kanit kabullenemeyecegimiz kadar bizden uzaklastirilmis olurdu. O zamanlardaki insanlarin bakirenin birinin dogum yapmasina inanmasi onemli degildir. Kanit da yine ayni dokumandan gelmektedir. Buna dini bir cercevede inaniliyorsa da onemli degildir. Eger birsey bu olayi supheye dusurecekse o da dindir cunku mucizeler dinde surusune berekettir.


Randal gibi savunucular apacik olani inkar etmek icin yalnizca bir sis perdesi kusarlar. Onlar parallel olmayan, kuramsal ve nesnel bir kanita ihtiyaci duymakla alakasi olmayan hikayeler duzenler. Gunumuz dunyasinda, hic bir mantikli insan, bir bakirenin Tanri’nin insan vucuduna girmis halini dogurduguna nesnel kanitlar olmadan inanmaz. Ne tur bir kanitin sizi buna inandiracagini hayal edebiliyor musunuz? O halde neden bu kanit gerekliligi bilim oncesi, batil gecmise geldiginde farkli olsun? Eger bir sey olacaksa, bu her zaman aklimizda olmalidir. Bir bakirenin Tanri’nin insan vucuduna girmis halini dogurmasi gecmiste olmus tarihsel bir iddiadir. Bunu kanitlayacak tek bir sey olabilir. Nesnel kanit. Ikna olabilmemiz icin yeterli bir miktarda gerekir. Hicbir entellektuel dolap cevirme bu makul gereklilikten kurnazca kurtulamaz.



Alvin Plantinga, 500 sayfalik ‘Garantili Hristiyan Inanci’ kitabinda herhangi bir kanit olmadan inandigi icin rasyonel oldugunu belirten devamli bir dava bile yapmistir. Ama, hicbir faydasi bulunmuyor. Plantiga’nin argumani “Eger..ise” kosuluna dayali. “Eger Hristiyanlik inanci dogruysa, buyuk olasilikla garantisi var.” Peki o zaman, eger Mormonluk dogruysa, buyuk olasikla garantisi var. Eger Scientology dogruysa, buyuk olasikla garantisi var. Eger Islamiyet dogruysa, buyuk olasikla garantisi var. Eger Hinduizm dogruysa, buyuk olasikla garantisi var. Bu, dinlerin dogru olup olmadigi olan gercek sorunla alakasiz sofistike, bos ve etkili bir konusmadir. Bana Profesor Stephen Law’in yazdigi bir filozofiyi hatirlatir: “Inanca dayali herhangi bir sey, ne kadar aptalca olursa olsun, biraz sabir ve marifet ile mevcut delilleri kullanarak tutarli yapilabilir.” (Believing Bullshit, p. 75)

Platinga’ya gore kisisel gizli deneyimler onu biri yok edene kadar garantilidir. Bunu yok eden sey ise her zaman bilimsel kanit olacaktir. Objektif kanit, halka acik bir kanittir, bilimsel bir kanittir ve tarihsel bir kanittir. Eger herhangi bir insan kendi yasadigi subjektif bir deneyimin onemi oldugunu dusunuyorsa mantikli dusunmuyordur. Baska bir deyisle bunu psisik oldugunu iddia eden insanlar yapar. Platinga bir psisik miydi? Bunu mu kanit olarak goruyor? Tarihciler kesinlikle boyle calismaz ve kullandiklari aletlerle biz gecmisi daha iyi goruruz. Iyi bir tarihci herhangi bir sekilde bir mucizeyi kullandigi aletler bulamaz. Ona gore, rastlantilar sadece doga ananin bir oyunudur. Bu hikayeler gecmise bir hakarettir, Tanri bile eskiden bir kac tane mucize yaratmis olabilir ancak gercek tarihci sadece moden dunyada olan mucizevi olmayani aciklamakta yukumludur.


Tanriyla kisisel bir deneyim yasadigini soyleyen insanlarin sayisi cok azdir. Onlar kendi dini deneyimlerinin gercek ama digerlerinin gercek olmadigini soyleyip soylememeside cok onemli degildir. Tek dogru gercek bunlarin kesinlikle herhangi bir kanit olmamasidir. Plantinga gibi inanc sahibi kisiler yeterli objektif kaniti reddeder cunku icten icte onlarin inancinda boyle bir kanita yer olmadigini bilirler, eger olsaydi zaten bunu cok onceden horozlar gibi bagira bagira soylerlerdi. Her seyden once bu herhangi bir insanin inancinin nasi bir hayal urunu oldugunun kanitidir.


Dogal teoloji de daha iyi degildir. Konu Isa’ya geldiginde, inananlarin buyuk bir grubu ilk Hristiyanlar tarafindan anlatilan hikayeleri kabullenmeye egilimlidir. Museviler. Onlar da ayni zaman diliminde yasamis olan, mucizeler yapan Yahweh’e inaniyorlardi ve onun Tevrat kehanetlerini biliyorlardi. Eger Isa’yla ilgili iddialarin bir test alani varsa, bu Yahudilerdir. Onlar ve inananlar ordaydi ama yine de o zamanki insanlarin buyuk bir kismi inanmadi. Biz neden inanalim? Kim bu sozde Tevrat kehanetlerine ilham verdi? Yahweh. Oyleyse sormama izin verin. Yahudiler salak miydi yoksa Tanri onlari yanlis mi yonlendirdi? Hristiyanlar, Isa’nin zamanindaki 8 milyon Yahudi’ye salak demeye niyetli mi? Hristiyanlar gercegi bilmek istemediklerini, samimiyetsizce bir yalana inanmayi tercih ettiklerini, Paul gibi hemen hemen hepsinin Gentillere dinleri degistirmelerini vaaz verdigini soylemeye niyetliler mi? Eger Tanri onlarin bir yalana yonlendirdiyse, o zaman onlari cehenneme mahkum etti. Hangisi dogru? Gercek su ki Tevrat’da Isa’nin dogumu, yasami, olumu ve dirilisini isaret eden bir kehanet yoktur. Yoktur. Tek yapmaniz gereken sozde kehanetleri orjinal baglamlarinda okumaniz ve o zaman Incil yazarlarinin bu kehanetleri yanlis yorumladigini goreceksiniz.



Bu yuzden dogal teoloji cok once hayatini kaybetti, daha dogmadan. yahudilerin Isa’yi reddetmeleriyle. Isa’nin kurtarici mesih olduguna dair en ufak bir kanit olsaydi o zaman yahudilerin hepsi hristiyan olurdu. Hatta tum inananlarin hepsinin su anda hristiyan olmasi lazim cunku hepsi mucizevi yaratan olan Tanri’ya inaniyor. Sorun su ki bir kisinin dindar olmasi illa onun etrafinda hristiyan mucizelerinin oldu demek degildir. Butun dinlerde mucize olasiligi vardir ve bende bunlara izin veriyorum. Diger dinlerdeki inananlar bu mucizelere inanmadan once yeterli objektif kanit istiyorlar. Ham, yorumlanmamis, tarihi veriler mantikli bir dusunene bunu ve belirli bir mucizeyi Tanri’nin yaptigina dair yeterli kanit saglamalidir. Bu yuzden, cifte standart uygulamamak ve tutarli olmak icin, kendi dini icerisindeki inananlar, bu mucizeleri kendi dinleri icerisindeki Tanri’nin yaptigina dair nesnel kanitlara ihtiyac duymalidir. Buna yalvarmadan veya kendi durumlarinda ozellikle rica etmeden ihtiyac duymalidirlar.


Ben sadece yeterli objektif kanit istiyorum, unutmayin sadece neyin dogru oldugunu ogrenmeye calisiyoruz, bizi neyin iyi hissettirdigini degil. Hislerimiz sadece bizim subjektif duygularimizin bir rehberi olabilir, ne tarz muzik dinleyip ne cesit yemek yemekten hoslandigimiz gibi. Onlar bizi gercege goturemezler. Benim durumumu benimsemek cok kolay. Dinler birbirlerinin mucizelerini reddederken benim icin calisiyorlar zaten. Onlar birbirlerine, ben ise hic birine inanmiyorum.

Rauser icin bazi sorular hazirladim.


1) Eger Custer’in son savasinda ne oldugunu merak ediyorsan, bunu ogrenmek icin yeterli objektif kanit istemez misin? Peki neden ayni hassasiyeti bir bakirenin Tanriya dogum yapmasi konusunda gostermiyorsun?


2)Kendi inancin konusunda herhangi bir objektif kanit sunabilir misin?


3)Kisisel gizli subjektif deneyimleri baskalarinin dininde reddediyor musun? Oyleyse

neden kendi dinindekileri reddetmiyorsun?

4) Yeterli, objektif bilginin neden sana tarihi olaylarin sorgulanmasinda yeterli gelmedigini soyler misin?


5) Diger dinlerdeki mucizeler inanmak icin kanit isterken neden kendi dinindeki mucizeler bunlara dahil degil?


6) Kendi subjektif Tanrinla olan deneyimin nasildi? Oyle bir deneyimin var mi? Yoksa bu inanc sana nasil kendini inandiriyor? Afrikada senle ayni dine sahip olanlarla ayni seyleri mi istedigini dusunuyorsun?


7) Sence neden inanclar kisilerin daha fazla bilgiyse sahip olmasiyla degisir? Hic bir sey bilmeyen hristiyan bir cocuk neye inanirken, egitimli bir hristiyan reddeder?


8) Psisik olan insanlara inanir misin? Sen psisik misin? Bir bakirenin psisik yetenekleri sayesinde bir cocuga sahip oldugunu bilebilir misin? Mantiksiz gelmiyor mu sana?


9) Tanri’nin zihnini okuyabilir misin? Bu dunyadaki her birey onu okuyabildigini soyluyor.


10) Kendi uydurdugun olgulari baz alarak butun suclamalardan/yargilamalardan nasil aklanabilirsin


Çeviren: Onur Karadeniz

Çevirilen Deneme: http://debunkingchristianity.blogspot.com/2013/06/why-i-am-atheist-my-statement-vs-dr.html

25 Aralık 2013 Çarşamba

Tanrıyı Sınamak - James Faulconer


Akinolu Thomas, Tanrı'nın varlığına dair beş kanıt öne sürmüştü. Canterbury'li Anselm ise bir tane... Bu kanıtların akla yatkın olmadığına dair genel bir kanı mevcut, şöyle ki; insanlar bu önermelerin sonucunu kabul etmeksizin, sebeplerini kabul edebilirler.

Ama bu düşünürlerin gerçekte ne dediklerine bakarak; ikisinin de rasyonel olarak inkar edilemeyecek bir kanıt sunma çabasında olmadıklarını söyleyebiliriz. Thomas Tanrı'dan bahsetmenin beş yolunu açıklayacağını söyler. Anselm, sözde kantını bir duanın parçası olarak öne sürerken, bizi bu kanıtın beklediğimiz türden bir kanıt olmadığı konusunda şüpheye sürükler. Böylelikle; Tanrı'nın varlığına dair altı tane olası kanıt bekliyorken, elimizde hiçbir kanıt bulunmaz. 
Ancak Augustinus ve Marion gibi filozofların da belirttiği gibi, Tanrı ispatlanacak yahut çürütülecek bir düşünce ürünü değil, daha ziyade tapınılacak, yüceltilecek ve sevilecek bir kişidir. Buber ve Levinas'ın dilinde ifade etmek gerekirse; Tanrı "O" değil, "Sen"dir. Sevdiğimiz birisidir.

Sevilen her şeyde geçerli olduğu üzere, Tanrı'dan (şu anda yaptığım gibi) üçüncü şahıs olarak bahsederken, ona karşı kendimi, onu seven birisi olarak konumlandırmıyorum. Janice'den bahsederken "evli olduğum kadın", "1,60 boyunda", "sarışın" diye bahsedebilirim. Ama kendimi ondan ayrıştırdığımda, artık onun sevgilisi değil, sadece bir gözlemci konumunda olurum.

Bu konumdayken söylediklerim doğru olabilir olsa da, bu benim onunla ilişkimi zedeler. Sevgili olduğumuz savı, benim aramıza koyduğum bu mesafeden zedelenir. Aynı şekilde, Tanrı'yı da üçüncü şahıs olarak konumlandırmakta diretmek, arzu ettiğim ve istediğim ilişkiyi zedeleyecek bir mesafe koymak demektir.

Tanrı, varlığının sınanmasını beklemez ve onu sevenler de onu sınamaz, sevmeye devam ederler. Ancak Tanrı yine de onu sınamamızı istiyor! Malaki 3:10'da ondalık vergisinden bahsederken "Beni bununla sınayın" diyor. "Göreceksiniz ki, göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım."

Ve Hz. Davut da Tanrı'ya kendisini sınaması için dua ediyor: "Dene beni, ya Rab, sına; Duygularımı, düşüncelerimi yokla" (Mez. 26-2). Bu sevgi ilişkisinde her iki taraf da sınanmaya yöneliyor; ancak bu mantıklı değil.

Tanrı'nın kanıtları, sevgi hayatıyla birlikte gelir. Onu ve sözlerini sınar, Tanrı'yı severek yaşamak bir lütuf mu, bakarım. Onu, sunduğu hayatı, Ruh tarafından bahşettiği hayatı yaşayarak sınarım. "Tanrı'nın sana çokça bahşettiklerini inkar etmemeni öğütlüyorum kardeşim. ... ve onlar insanoğlunun üzerindeki Tanrı Ruhu'nun tezahürü olarak, faydalanmanız için bahşedilmiştir" (Moroni 10:8).

Tanrı'nın kanıtı benim ve uzak ya da yakın sevdiklerimin hayatına bahşettiği bu ruhsal kazanımda bulunur.

Aynı hayat, beni de acaba Tanrı'yı gerçekten seviyor muyum yoksa sadece severmiş gibi mi yapıyorum diye sınar. Benim hayatım sevgi ve lütuf yolu mu yoksa beni azat edecek olan sevgiden kısıtlayan, Tanrı'ya atfedilmiş bir kendini kandırmaca mı?

Asıl soru ise Tanrı'nın mı bana, yoksa benim mi Tanrı'ya kendimizi yeterince kanıtlayabildiği...

Çeviren: Hkan Yasav / Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Deneme: http://www.patheos.com//Mormon/Proving-God-James-Faulconer-09-26-2013.html

Ateizm İnanç Değildir


Ateizm İlahi Bir İnanç Değildir


Felsefe forumlarında ya da sosyal medyada Tanrı'nın varlığı üzerine uzun uzun tartıştığınızda, maalesef sıklıkla bir çok inananın ateizmi açık bir şekilde yanlış anladığını görürsünüz. 

Kim bilir kaç defa yazdıklarıma cevap olarak sağlam argümanlardan yoksun insanlar tarafından sürekli olarak “en nihayetinde ateizm de diğerleri gibi bir dindir” ya da “ateistler inanmadıklarına inananlardır” hatta daha da ileri gidip “biz ateistler yüreğimizin derinlerinde Tanrı'ya inanırız ama bunu itiraf etmek istemeyiz”  gibi iddialarla karşılaşmışımdır. (aynen!)

Bu sebeple birkaç şeyi açığa kavuşturmanın ve ateizmin ne olup ne olmadığı hakkında basit bir açıklamanın son derece faydalı olacağına inanıyorum. 

Başlangıç Noktası


Size ateizm ile ilgili açıklamamı yazmadan önce, dünya üzerinde bir çok mit, inanç, efsane, mucize hikayeleri, özellikle de insanlığın farklı dönemlerine göre değişiklik gösteren, dine ya da coğrafi bölgeye göre kendine has ya da büyük ilahi bir aileye ait olduğu iddia edilen hatırı sayılır bir tanrı ve ilah listesi bulunduğunu hatırlamak oldukça önemli. 

Eğer insanoğlu bilmediği ya da fiziksel olarak korktuğu şeyler üzerine bu kadar çok sayıda hayali efsane yaratmadan, kendisini çevreleyen şu biricik dünya ile uyum içinde yaşayabilseydi, bugün ateizmin varlığına da gerek kalmazdı. 

Ateizmin Tarifi


Aşağıda sunduğum tarifin “yetersiz kanıtlar” üzerine kurulu bir tarif olduğunu söylemek isterim.


"Ateizm, tüm dinler tarafından tarih boyunca yaratılıp, insanoğluna tartışılmaz yüce gerçekler olarak sunulmuş sayısız ilahın varlığına dair çok ciddi bir kanıt eksikliği üzerine kurulmuş rengarenk bir düşünce okuludur.
İlahiyatçıların  biraz daha yapılandırdıkları kanıtların taslakları bile, tabi bu taslaklar mevcut olduğunda, inançlarının gerçek olması ihtimali o kadar küçüktür ki, bunların üzerine kafa yormak bile imkansızdır. Bu yüzden de bu kanıt taslakları ateistlerin gözünde son derece cılızdır. "
 
Bazılar doğru olarak diyecektir ki, bunun nedeni inananların getirecek bir kanıtı olmamasıdır. Ama burada, özellikle inananların ve ateistlerin içinde yaşadığı evrenin varoluş nedenlerini konuştuğu felsefi bir tartışma amacıyla bulunuyoruz. Bu durumda, bir tartışma ortamında her adımda tarafların kanıt sunması gereklidir.


Ateizm bir inanç değildir


Bu tanımla artık açıkça söyleyebiliriz ki, ateizm günümüzün ve geçmişin dindarları tarafından ileri sürülen çeşitli inançların detaylı bir incelemesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bana göre Ateist (ki bu makalenin yazarıyla tam bir fikir birliği içinde olarak)  tarih ve dünya üzerindeki dinlerin içeriği üzerine, özellikle de onların referans kitapları (İncil, Kuran, Tevrat vs) aracılığıyla daha fazla bilgi edinmek isteyen kişidir. 

Bu yüzden ateizm, diğerlerinin arasında yer alan bir din ya da inkar edilen inancın yerini alan başka bir inanç değildir. Hayır, bunun yerine ateizm, inananların tanrının gerçek dünyada ya da ötesinde varlığını kanıtlamak için ısrarlarının, hatta koşulsuz olarak boyun eğme iddialarının ve inanan insanların yaptıklarını, efsanelerini, ritüellerini mantıklı göstermek için sundukları kanıtların yetersiz olduğunu algılamaktır.

Öyleyse bir ateist “Ben tanrıya inanmıyorum” dediğinde bunun anlamı “Tanrının varlığına bir an için bile inanmamı sağlayacak olası hiç bir değerli kanıt yok” demektir. Bu yüzden  “Ben tanrıya inanmıyorum” cümlesindeli “inanmak” kelimesini cümlenin anlamsal içeriğinden çıkarabiliriz. 
Bir kez daha belirtmemize gerek bile yok: Bu yüzden ateist bir inanç, hatta inançsızlık aşılamaya çalışmaz, ateist herşeyden önce zihnini kullanarak reddeden bir bireydir.

Ateizm dini fikirlerin tartışılması konusunda tam üyelik başvurusu yapmış kişidir. Ama ateistin elinde sunacağı, insanların tüm diğer inançlarını muzaffer bir şekilde dengeleyecek ve özgün olan tek bir gerçek yoktur.

Ateizm Özgür Düşüncedir


Ateist, dünya üzerindeki biliminsanları ve felsefi görüşlere açık, insanın tek ve benzersiz hayatını nasıl kullanacağı konusunda özgür bir bireydir. Ateist, etrafındaki olaylar ve insanlara üzerine, kendisine inkar edemeyeceği dogmalar ve varlığı ile ilgili fikirlerine zorla  ayar çekmeye çalışan dini otoritelere başvurmadan kendi fikrini inşa edebilen insandır. Bu, insanların bilimsel çalışmaları, sayısız popüler kitap ve büyük filozofların bilgi verici çalışmalarına başvurmayacağı anlamına gelmez. Ateizm özgür düşüncedir.

Ateist, fikirleri ve duygularıyla uyumlu olarak ahlaklı olma konusunda da özgürdür. Araştırma özgürlüğü,  M. Robert Spaemann'ın “Ahlakın Temel Kavramları” kitabında da çok güzel açıkladığı gibi, evrensel olarak düşünülmesi mümkün olan ahlakın ortak paylaşımı, tüm insanlık için geçerlidir. Özellikle ahlakın dindar dünyadan tamamen bağımsız olduğunu bilirken, şu da bir gerçektir ki, bunu artık günümüzde görmek zordur. Mr Spaemann, ki kendisi hristiyandır, bu harika kitabının tek bir paragrafında bile ahlakın temellerini açıklamak için tanrıdan asla bahsetmez. 

Ateizm bir din değildir


Ateizmde dinaadamları yoktur, ibadet, insanlar açlıktan ölürken ikiyüzlü ve komik oruç tutma dönemleri de yoktur.  Nedenini bile anlamadan uydurulmuş atalardan gelen gelenekler, insanlığın sürekli büyüyen bilgi birikimiyle bile gelişim göstermeyen değişmez dogmalar, ateizmin tanımıyla ilgili özel inançlar bulunmaz ateizmde. Ateistlerin gözlerini kapatıp, hatta daha da iyisi beyinlerini aldırıp takip edecekleri peygamberleri de yoktur. Ateizmde birşeyleri kurban etmeniz gerekmez, ve hristiyanlık tarafından söylendiği gibi varolmak günaha neden olan bir şey değildir. İnsanları küçümseyen bir tanrının önünde diz çökerek ve boyun eğerek tüm insanlığı meleyen koyunlara çeviren şeyler yoktur. Sevgi dolu olduğu söylenen aynı tanrının eliyle korkunç bir yer olduğu söylenen cehennemde sonsuza kadar işkence görme korkusu da yoktur ateizmde. Her düşündüğümde gülmekten kendimi alamadığım cehenneme ve aynı zamanda cennete inanmak son derece saçmadır.

Ateizm, önce düşünüp, ardından da ilahiyatçılar tarafından sizi kendi dogmalarının esiri yapmak için uydurulmuş herşeyi reddetmeniz fikrinden doğmuştur. Dogmaların bir amacı vardır: Hayatınızdan size mutluluk veren herşeyi söküp atmanız.

Ateistlerin hedefi nedir?


Bir ateist nihai ve kaçınılmaz olan ölüme doğru yol alır ve bunu yaparken inananları olmayan bir ilahi dünya fikriyle korkutan umutsuzluk hissine kapılmadan yapar. Umutsuzluğun kendisi de en nihayetinde din tarafından yaratılmıştır.

Tanrıların insanlar tarafından uydurulduğu için var olmadığını anlamış ateist için hayat kelimesi boş bir dünya kelimesiyle aynı anlama gelmez. Tam tersine, tanrının yokluğunda bu kelime gerçek anlamını bulur : sonunda insanoğlu günlük hayatın gerçekliğinde, kendi varlığını kendi elinde tutar.

Ateistin sevdiği insanlarla beraber yaşayacağı sadece tek bir hayatı vardır. Evet, varlığı son bulmadan önce mutlu olacağı tek bir hayat, doğanın güzelliklerinin kıymetini bileceği tek hayat, güzel şeyler yapacağı tek bir hayat, her bir anının yoğun biçimde keyfini çıkaracağı bir hayat, kendisiyle barışıp iç huzura ulaşabileceği bir hayat, kendi bilgeliğini inşa edebileceği ve birazını kendinden sonraki nesillere ileteceği bir hayat.

Tek bir hayat hem az, hem de çoktur


Ateist sıklıkla insanlığının ve dostlarıyla kardeşliğinin öneminin tam olarak farkındadır. Bunun tek bir amacı vardır: her zaman daha iyi bir insan ol (Nietzsche'nin meşhur “üstün insanı”) ve daha adil ve mutlu bir toplum inşa etmek için alçakgönüllülükle yardım et: Dünya üzerinde günün birinde görmeyi umut ettiğimiz tek makul hedef,  şu söz verilen hayali cennetten bile daha harika olurdu.

Gerçekte, ateistler ölümden korkmazlar, özellikle de büyük İtalyan bilimadamının şu tavsiyesine uydukları zaman:


"İyi geçirilmiş meşgul bir gün güzel bir uykuyla, iyi yaşanmış bir hayatta huzurlu bir ölümle son bulur.  "
-Leonardo Da Vinci  

Çeviren: Murat Ayyıldız / Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Deneme: http://www.atheeshumanistes.be/blog/latheisme-nest-pas-une-croyance/#more-569 

Tanrıyı İzahat Olarak Kullanma Problemi


Aslında Tanrı’yı bir izahat olarak kullanmakla ilgili çok fazla sorun vardır. En önemli bulduğum sorunları açıklamak istiyorum. Problem şu; O çok fazla şeyi izah eder. Herşeyi açıklarken, aslında hiçbir şey açıklamaz. Bununla ne mi kastediyorum? Eğer her problem sadece tek bir çözümle açıklığa kavuşturulabilirse, o zaman çözüm, çok fazla izahat gücüne sahip olur. Ki bu çok basit bir çözüm olur.

Bu meseleyi, aşağıdaki sözleri alıntı yaptığım yerde zaten Kalvinizm bakımından inceledim.


‘’ Ama her zaman daha basit bir teoriyi kabul etmek mantıklı mıdır? Basit teorilerin daima daha geniş açıklayıcı kapsamlara sahip olduğu doğrudur. Ama bir nokta var ki, içinde her şeyi açıklayan çok fazla açıklayıcı güce sahip teori, aslında açıklayabileceği bir gözlem ya da gerçek olmadığı için hiçbir şeyi açıklamamaktadır. Herşeyi açıklayabilecek kadar güçlü böyle bir teori, giderek basitleşmeye başlar.”

Evreni belli bir zaman diliminde yaratıp hiç bir şey öğrenmeyen, hem zamandan bağımsız, hem de ruhani olup baba, oğul, kutsal ruh şeklinde üç formda kişisel olarak var olan Tanrının her zaman nasıl var olduğuyla ilgili ölümcül sorunlar vadır. Böyle bir Tanrının, yarattığı milyarlarca yaratığın sonunun cehennem olacağını bile bile, nasıl maddesel bir dünya yarattığıyla ilgili de ciddi sıkıntılar vardır. İncil’ de yazılan kabile Tanrısıyla Hıristiyanlığın şimdiki Tanrı kavramının birbirine uyum sağlamasıyla ilgili başka sorunlar da vardır. Ayrıca Tanrı’nın İsa olarak nasıl vücut bulduğu ve onun çarmıhta ölümünün bizi günahlarımızdan neden kurtaracağı da ayrı bir problem. Başka bir problem de şudur: Tanrı neden modern bilimin doğuşundan önce hiçbir şeye şüpheyle bakılmadığı,muzicelere inanıldığı ve batıl inançların yaygın olduğu zamanlarda kendini açığa çıkarma gereksinimi duymuştur. Ayrıca Tanrı neden Hristiyanların kendi aralarında bile yüzyıllarca savaşa neden olan sözlerinin yanlış anlaşılmasını engelleyecek şekilde kendini göstermemiştir? Bir de hem insanlar hem de hayvanlar için sürekli bir acı çekme sorunu vardır.

Ama bütün bu problemler (ve daha fazlası) basitçe Tanrı kavramı ile açıklanabilir. Gördüğünüz gibi hem Tanrının kendisi hem de onun yöntemleri gizemlidir. Hıristiyanlar Tanrı’nın ne yaptığını bildiğine inanırlar. O bizim anlama kapasitemizin ötesindedir çünkü o Tanrı’dır. Onun gücünün sınırları yoktur. Bizlerin gücü sınırlıdır. Onu anlamayı nasıl umabiliriz? Asla anlayamayız. Bu yüzden onun varlığını ve yöntemlerinin mantıklı olduğunu kabul etmemiz için kendini yeterince ifşa etmiştir.


SAÇMALIK


İnananlar sırf Tanrının sonsuz varlığından dolayı, baba oğul kutsal ruh şeklindeki üstün bir varlığın ebedi ve ruhani bir şahıs olarak varolmasını idrak edemememizin, böyle bir varlığın mevcudiyetinin imkansız olduğu anlamına gelmeyeceğini farzederler. Tamam. Olabilir... Bunlar her bir sorun üzerine benzer yanıtlarla ahkam keserek cevap verirler. Sırf bizlerin Tanrı'nın İsa olarak dünyaya gelmesini, bizim günahlarımız için kendini feda etmesini, veya böyle bir Tanrı'nın niye birşeyler yarattığını anlamamamız, onun tüm bunlar için kendince iyi sebepleri olmadığı anlamına gelmez. Pekala...Olabilir. İncilde kabile tanrısı bulunması, sonsuz güçleri olan Tanrı'nın varolmadığı anlamına gelmez, o kendisine inananlara sürekli bir şekilde kim olduğunu daha iyi anlamaları için yol gösterir. Tamam. Mümkün. Bizim böylesine mükemmel bir tanrının, tarihin en başından beri acı çeken tüm insan ve hayvan nüfusunun tamamıyla nasıl barışabileceğini anlamamamız, böyle bir tanrının var olmadığı anlamına gelmez, çünkü onun bir bildiği vardır. Pekala, buna da evet. Problemler listesi bu şekilde devam edip gider. Onların da herbir soru için cevabı tanrı kavramıdır.

Hristiyanlar, kuşkuculardan bu problemlerin biri veya hepsiyle ilgili mantıklı imkansızlıklar göstermelerini isterler. Ve kuşkucuların bu meydan okumaya bir kitapla cevap verdikleri görülür: Tanrının İmkansızlığı. Ama görünen odur ki, Hristiyanlar bu tartışmalardan kaçmak için daima tuhaf, son derece dolaylı ve özel ihtimaller bulurlar. Bu yüzden inanmaya devam ederler ve böyle yapmanın hala mantıklı olduğunu düşünürler. Bu tartışmaları cevaplamak için bile benim zaman zaman “mümkün olan tek savunma” dediğim geri çekilme taktiğini sürekli uygulamak zorunda kalırlar. Buna göre inandıkları şey mümkündür, öyleyse muhtemelen doğrudur. Bunun sonuçla ilgisiz kocaman bir gayrı resmi saçmalık olması onları ilgilendirmez.

Benim talebim, hristiyanların inanmak için daha sıklıkla bu savunmaya çekilmeleri. O zaman Tanrılarının var olma ihtimali de azalacak. Benim görüşüm şudur ki; böyle bir Tanrı'nın varlığına inanmamız için, bizi onun yöntemlerinin makul ve iyi olduğu sonucuna götürmeye yetecek kadar yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Ama değiliz. Hatta ne kısa, ne de uzun vadede olmayacağımız kesin. Tanrı neden bize akıl verdi ve onu kullanmamızı istedi, ama inanmak için ihtiyacımız olan şeyi bize sağlamadı? Ben zaten inanmam için ne gerektiğini burada açıklamıştım : Tanrı neden bunların hiçbirini vermiyor?

Ve asıl sorun da burada. Bu tanrı kavramı tüm sorunlara verilen basit bir cevap olarak son bulur. O herşeyi açıklar, yani hiçbirşey açıklamaz. Bu bir cevap değildir.


Çevirenler: Alfa Çeviri Ekibi

-Sevda Sabahoğlu
-İlyas Kabak
-Murat Ayyıldız

Çevirilen Deneme: http://debunkingchristianity.blogspot.com/2010/05/problem-with-using-god-as-explanation.html


24 Aralık 2013 Salı

Tanrı ve Beyin

Özet: Yeni bulgular beynin, uyarıldığı zaman mistik ya da manevi deneyimler  şeklinde yorumlanan halüsinasyonlar yaratan ve genelde “Tanrı Noktası” ya da “Tanrı Modülü” diye ifade edilen bir bölgesine işaret etmektedir. Bu “nokta” meditasyon ya da ibadet sırasında uyarılır ve epilepsi (sara) ve elektromanyetik alanlardan etkilenir. Oluşan halüsinasyonlar, odada bir şeyin varlığı ya da beden dışı deneyim gibi hisler veren mistik, manevi ve paranormal deneyimlerin sebebi olabilir. Epilepsi hastalarının durumunda bu, birçoğunun din konusunda saplantılı hale gelmesinin sebebi olabilir.  Bu uyarıyı deneyimlemiş olanlar için bu olay, bir melek ya da sevilen birisi tarafından ziyaret, dünyadışı varlıklarla karşılaşma, daha yüksek bir bilinç seviyesi ya da Tanrı tarafından ziyaret edilme gibi kendi kişisel inançlarıyla bağlantılı olarak açıklanır. 
------------------------------------------------------------------------

by D. TrullEnigma 

Editor: dtrull@parascope.com

------------------------------------------------------------------------------------------


Bilim insanları, felsefeciler ve ateistler, her ne kadar bu düşünce popüler olmasa da Tanrı ve maneviyatın insan zihninin yarattığı şeyler olduğu konusunda uzun süre tartıştılar. Yüzlerce yıl süren kutsal savaşlar ve ateşli dini tartışmalar sonrasında,  yaratıcının varlığı tartışması garip bir hal aldı:  en sonunda insanlık, dini inanç olgusunun tamamen kafamızın içinde olduğuna dair somut kanıtları açığa çıkarmış olabilir. 

San Diego'daki California Üniversitesindeki bir grup sinirbilimci, beynin, ibadet ve manevi konulardaki düşünceler ile ilişkili  görünen bir bölgesini tanımladılar.  Deneysel olarak bulguları, genetik olarak Tanrıya inanmak üzere  programlanmış bir tür olduğumuzu öngörmektedir.

Araştırmacılar beyinle ilgili bu keşifleri, epilepsi sorunu olan belli insanların beyin yapılarıyla ilgili bir çalışma esnasında gerçekleştirdiler. Belli bir tür atak sorunundan muzdarip olan Epileptikler genelde son derece dindardır ve  anormal sıklıkta ruhani görüntüler ve takıntılardan bahsetmeleriyle bilinirler.  Teste konu olan beyinlerdeki elektriksel aktivitenin ölçümü, temporal lob içerisinde bulunan ve kişi Tanrıyı düşündüğünde alevlenen özel bir sinir merkezini işaret etti. Bahsi geçen bu bölge aynı zamanda kişilerin epilepsi krizi sırasında elektirk deşarjıyla aşırı yüklenen aynı odak noktasıydı. 

Bu, beynin --“Tanrı modülü” olarak da adlandırılan,-- aslında dini inançların kendine yer edindiği bir çeşit fizyolojik mevki olan ve şimdiye kadar tanımlanamamış parçası olabilir mi?  Bu keşfi yapan biliminsanları bunun mümkün olduğuna inanıyor. Hatta epileptik vakaları, içinde kendisini aşırı dindar olarak tanımlayanların yanısıra, rasgele sıradan insanların da bulunduğu  epileptik olmayan farklı gruplarla karşılaştırdıkları daha ileri bir çalışma gerçekleştirdiler.  Kendilerine bir dizi kelime gösterilirken, deneklerin beyninin elektriksel aktiviteleri kaydedildiğinde görüldü ki, Tanrı modülü bölgesi, hem epileptiklerde, hem de dindar grupda, Tanrı ve inançla ilgili kelimelere birbirine benzer bir tepki verdi. Ateistlerin ve agnostiklerin beyin hareketlerinin monitörde düz çizgi halinde kaldığına dair bir ifade yer almasa da, güçlü inanca sahip kişiler arasındaki benzer sonuçlar etkileyici olarak kabul edildi. 

Araştırma ekibi, elde edilen sonucu, Society for Neuroscience (Nöroloji Topluluğu)  konferansında "Temporal lob içerisinde dinle ilgili sinirsel bir makine bulunuyor olabilir" şeklinde açıkladı. "Bu, toplumda düzen ve kararlılık empoze edecek şekilde evrime uğramış olabilir.”

Antropologlar ve Darwin'ci teorisyenler sıklıkla dinin, diğerleriyle işbirliği yapmanın yararlı olduğu dönemde, kişinin kendine çeki düzen vermesini sağlayan bir mekanizma olarak gelişmiş olabileceği varsayımını dile getirdiler. İlk insanları kendilerinden daha büyük, daha kötü ve görünmeyen varlıklardan korkmaya başlayana kadar, silah yapma konusundaki bilgi ve becerilerini kullanarak birbirlerini vahşi manyaklar gibi katletmekten alıkoyacak çok fazla unsur mevcut değildi.  Bu tür bir adaptasyon her zaman psikolojik bir fonksiyon olarak düşünülmüştü, ama şimdi dinsel içgüdülerin kafamızın içine bir kablo bağı olduğuna dair ilk kanıta sahibiz. 

Tanrı Noktası'nın keşfi, beraberinde en merak uyandırıcı muammayı da getiriyor.  Bu tam da bilimle din arasındaki tartışmanın kalbine saplanan iki tarafı keskin bir kılıç. Tavuk-yumurta sorusunu nasıl cevaplayacağınıza bağlı olarak, inançlı kitleler için iyi haber de, kötü haber de olabilecek bir sonuç ortaya çıkmış oldu ; buna göre, beynimizi Tanrı mı yarattı, yoksa Tanrıyı beynimiz mi yarattı? 

"Bu çalışmalar dini deneyim ya da Tanrının gerçekliğini tartışma amacı taşımamaktadır,” diye hatırlatan Tanrı Modülünü keşfeden araştırmacılar, belli çevrelerden kendilerine karşı başlatılacak top atışını da tahmin ediyorlar.  Ve diyorlar ki "Bu çalışmalar sadece beynin konuya dahil olan bölgeleri hakkında bir açıklama sağlıyor.” 

Biliminsanları her ne kadar buldukları sonuçları kabataslak ve sonuçsuz olarak tanımlasa da,  kaçınılmaz olarak Şeytana hizmet eden kafirler olarak kınanacaklar. Bununla birlikte bazı dindar inananlar da, bu buluşu Tanrı'nın büyük planının güzel ve harika bir görünüşü olarak kutsayacaklar.

Peki ne olacak? Temporal bölgede kutsal bir tapınak mı, yoksa beyin sinapslarının tesadüfi bir alevlenmesi mi? Tanrının Krallığı kafatasımızın içine hapsolmuş durumda mı, yoksa “Tanrı'yı düşünüyorum, öyleyse var” mı? Meleklerin kafasına dokunması mı, yoksa biyoloji tarafından beyni yıkanmış bir inanç mı? 

Neye istiyorsanız ona inanın, ama her halukarda, bu çalışmadan ciddi mekanik bir sonuç da çıkaranların da, bunun ulvi bir amaca yönelik olduğuna inananların da muayene olması gerekir.


Çeviren: Murat Ayyıldız / Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Makale: http://atheistempire.com/reference/brain/index.php

Dini Çeşitlilik Sorunu


 '' Tüm dinlerin doğru olduğu, bariz bir şekilde akla hayale sığmaz bir şey olduğuna göre, buradan çıkarılabilecek en makul sonuç tüm dinlerin yanlış olduğudur. ''
 - Christopher Hitchens (1982)
Dini çeşitlilik sorunu (Dini Çeşitlilikten Argüman[Argument From Religious Diversity) veya Aykırılıktan Argüman[Argument From Contrariety] olarak da bilinir.)  ilk olarak 18. yüzyılda, büyük İngiliz filozof David Hume'un rakip dinlerin aykırı iddialarının birbirlerini dışladığını ve bu nedenle de hiçbirinin doğru olamayacağını göstermesiyle belirtildi. Bir sürü rekabet halinde din olduğu için ve bu dinlerin kutsal kitapları birbirleriyle çeliştiği için herhangi bir dinin doğru olma olasılığı çok düşüktür. Sonuç olarak, büyük olasılıkla bütün dinler yanlıştır.

Farklı dinlerin, Tanrı ve evren hakkında farklı şeylere inanmasının en iyi açıklaması, dinlerin ve Tanrının herhangi bir metafiziksel gerçekliğe tekabül etmeyen insan ürünleri olduğudur. Öyle görünüyor ki dinler kesinlikle sonsuz değiller. Bunun eski dinlerde birçok örneği vardır. Bir zamanların güçlü Yunan,  Roma, Norveç politeistik(çoktanrılı) dinleri gibi. Bu dini bağlılık varyasyonu bize dinin temellerinin herhangi bir İlahi varlığa veya kozmik gerçekliğe değil, insanlara ve insan topluluklarına dayandığını gösteriyor. Bazıları, dini; Bir kültür veya toplumun gelişimindeki ''erken evre'' olarak görüyor. Bu arada bunun ileride bazen felsefe ve bilim gibi daha rasyonel ve makul düşünce sistemleriyle değiştirildiğini belirtmekte fayda var.

Argümana karşı kullanmak için tüm dinleri aynı gerçeğe ulaşmanın farklı yolları olarak nitelemeniz bile işe yaramaz. Farklı dinler arasında çok fazla çelişki var ve tüm büyük dinlerin ortaklaşa kabul ettiği şeylerin listesi gerçekten çok kısa. Aslında, tüm dinlerin hemfikir olduğu tek şey hepsinin kendisinin doğru olduğunu söylemesi ve herkesin doğru olduğu söylenen bu dine inanması gerektiği.



Çeviren: Mete Han Gencer/Alfa Çeviri Ekibi

Çevirilen Deneme: http://www.argumentsforatheism.com/arguments_atheism_diversity.html

22 Aralık 2013 Pazar

Ateizmin Mantıksal Tutarlılığı Üzerine - Ted Drange


Denemesinin sonlarına doğru yazar şöyle yazıyor:

"Ama ateist bile bu noktaya ulaşmaya çalışıyor ve istemeden bir tuzağa sürükleniyor: Eğer ateistin dünya görüşü doğruysa, çelişmezlik yasası -ve diğer mantık yasaları- anlamsal olarak içi boş olacaktır.  
Neden? Çünkü ateizmin doğru olması durumunda gerçeklik nihai olarak sadece madde ve hareketten meydana gelir. Eğer ateizm doğruysa, evren bu ikisiyle açıklanabilmelidir.Ancak mantık yasaları, madde ve hareketin diliyle açıklanamayacak özelliklere sahiptir. En başta, mantık yasaları maddi değildir, soyuttur, evrenseldir ve değişmezdir. 
Bu özelliklerin hiçbiri, ateistin gerçekliği oluşturduğunu düşündüğü şeylerce açıklanabilir değildir. Bu özellikler, basitçe evrenin materyalistik resmiyle uyuşmamaktadır 
Ateizmin doğru olması durumunda mantık yasaları var olmamalıdır bile. Ama mantık yasaları elbette vardır. Bizzat ateistler kendi görüşlerini kanıtlamak için argüman kurdukları her seferinde onlara başvururlar.
Başka bir deyişle, ateizm kendi doğruluğunu kanıtlamak için var olduğunu reddetmesi gerektiği bir şeye dayanmak zorunda. 
Bu noktayı kavramamız önemli: Ateistler her şeyin nihai aşamada madde ve hareketten ibaret olduğunu iddia eder ve buna rağmen akıl yürütüşleri madde ve hareketle temellendirmeyecek şeyleri içerir. Bu, ateist düşüncenin tam kalbindeki çelişkiyi temsil eder.
Eğer ateizm doğruysa, insanın akıl yürütmesi -mantık kuralları üzerine kurulu olan bir etkinlik- nafile bir çaba olacaktır. 
Dolayısıyla ateistin kendi görüşünü desteklemek için mantıksal bir argüman ortaya koyduğu her seferinde, ateist, doğruluğunu savunmaya çalıştığı şeyi çürütür.
Ateizm mantıksal açıdan tutarlı bir konum değildir çünkü kendisini kanıtlamak için kullanacağı araçların kendilerini bile temellendirememektedir. 
Eğer ateizm savunucuları gerçekten tutarlı olmak istiyorlarsa, hayat görüşlerinden feragat etmelidirler."

Ben bunu şu şekilde anlıyorum:

1. Kendisi teizmi benim öne sürdüğüm ateistik argümana karşı savunmaya çalışmıyor. Bunun yerine, ateizme karşı genel bir saldırıda bulunuyor (hiç de yeni olmayan bir şekilde)

2. Kendisinin argümanı şu şekilde özetlenebilir:
(a) Ateizm materyalizmi gerektirir.
(b) Ateizm aynı zamanda mantık yasalarının var olduğunu var sayar.
(c) Materyalizm mantık yasalarının varlığını uygun bir şekilde açıklayamaz.
(d) Dolayısıyla materyalizmin ve ateizmin doğru olması imkansızdır.

3. Bu akıl yürütüşün kapsadığı oldukça derin felsefi meseleler var. Bunlardan biri, mantık yasalarından "var olan şeyler" olarak bahsetmenin ne anlama geldiğidir. Bir diğeriyse "mantık yasalarını açıklamak" hakkında konuşmanın ne kadar anlamlı olduğudur. Bu konulara giren biri öncül (b) ve/veya öncül (c)'ye karşı iyi eleştirilerle gelebilir.  (Bu kadar derin bir değerlendirmeyi şu anda yapmaya niyetim yok.)

4. Argümandaki (a) öncülü açık bir şekide yanlıştır. Ateizm sadece Tanrı'nın var olmadığını iddia eder. Genel anlamda maddi olmayan şeyler hakkında söyleyecek bir şeyi yoktur. Bazı ateistler materyalisttir, maddi olmayan şeylerin var olduğunu reddederler, ama her ateistin bu düşünce rotasını takip etmesi bir zorunluluk değildir. Ateistler son derece tutarlı bir şekilde bazı maddi olmayan şeylerin (sayılar, önermeler vb.) var olduğunu kabul edip Tanrı'nın var olduğunu reddedebilir. Sadece bu bile argümanı çürütmeye yeterlidir.

5. Sonucun öncüllerden çıkmadığını da söyleyebiliriz. Materyalizmin düzgün bir şekilde açıklayamadığı şeyler olsa bile, bu materyalizmin yanlış olmasını gerektirmez. Materyalizmin açıklayamadığı şey, herhangi bir şekilde açıklamamızın imkansız olduğu bir şey olabilir.

6. Yazar teizmin mantık yasalarının varlığını upuygun bir şekilde açıklayabileceğini ima ediyor. Ama bu, güçlü bir şekilde reddettiğim bir şey.

Çeviren: Berat Mutluhan Seferoğlu/Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Deneme: http://www.patheos.com/blogs/secularoutpost/2011/11/29/ted-drange-on-the-logical-coherence-of-atheism/

Hikayem - Luke Muehlhauser

Ah, bir papaz çocuğunun hayatı!


Cambridge, Minnesota'da 5000 kişinin ve 22 kilisenin olduğu bir kasabada büyüdüm.  Babam küçük bir kilisenin papazıydı (hala da öyle). Annem Dünya çevresindeki Hıristiyan misyonerleri desteklemek için gönüllü olmuştu.

İncil çalışmak ve diğer kilise faaliyetleri için kiliseye gittim. Sık sık ve içtenlikle dua ederdim. 12 yıl boyunca İncil ve "yaratılış bilimi" öğreten bir Hıristiyan okuluna gittim. Dini müzik yapan gruplarda çaldım. Ergenlik dönemimde, insanlara İsa'yı anlatmak için Çin'e ve İngiltere'ye gittim.

Tanrı'nın var olduğunu hissediyordum. Öyle ki bazı zamanlarda Kutsal Ruh yüzünden vücudum karıncalanıp ter içinde kalıyordu. Bazen onun tarafından belli bir şeye para harcamaya, birilerine iltifat etmeye veya ibadet sırasında kilisemin önünde eğilmeye itildiğimi hissederdim. 

19 yaşındayken bir dönem canım oldukça sıkkındı. Muhtemelen Wal-Mart'ta çalışmaktan, müzik indirmekten ve internet pornosu izlemekten başka bir şey yapmadığım için. Ama bir gün bir yaprağın rüzgarla salındığını gördüm -gerçekten çok güzeldi. American Beuty filminde salınan plastik çanta gibiydi.  Bir anda her şey çok daha açık görünmeye başladı. Doğadaki her şeyin bana Tanrı tarafından bahşedilen bir armağan olduğunun farkına vardım. Bitkiler. göller, ağaçlar ve gün batımı...  Bütün bunlar bana Kurtarıcımın hediyeleriydi. Güzel bir şey gördüğüm her seferinde Tanrı'nın beni depresyonumdan (ve porno alışkanlığımdan) uzağa ittiğini hissediyordum.

Dallas Willard'ın The Divine Conspiracy'sini -Tanrı'nın yolunu takip etmenin bir yük değil Tanrı'yı sevmenin doğal ve acısız bir sonucu olduğunu gösteren bir rehber- okudum. Babam ve ben Hıristiyanlık'la ilgili pek çok şey okuduk ve bu okumalar sırasındaki keşiflerimizi birbirimizle paylaşıp teoloji tartıştık. 

Üniversite için Minneapolis'e gittim ve orada Mark van Steenwyk'in liderliğini yaptığı Hıristiyan grubu ilgimi çekti. Mark'ın iyi eğitimli ve post-modern Hıristiyanlar'dan oluşan küçük "misyoner" grubu insanları sevmenin ve onlara hizmet etmenin dinin doktrinal gerçeklerinden daha önemli olduğunu düşünüyordu. Bu anlayış aklıma yatmıştı, bundan sonra Mark'ın grubuyla beraber Minneapolis'in fakir göçmenleriyle yaşamaya başladık.


Şüphe Tohumları


Bu ana kadar kilisenin yapısıyla veya doktrinlerle ilgili olağan tartışmalara çok az ilgim olmuştu. Sadece İsa gibi olmak istiyordum. Dolayısıyla İsa'nın kim olduğunu daha iyi anlamalıydım. Bunun için İsa'nın tarihselliğiyle ilgili okumalar yapmaya başladım.

Öğrendiklerim (Hıristiyan alimleri okurken bile!) beni şoke etti. İnciller İsa'nın ölümünden onyıllarca sonra, herhangi bir görgü tanığı olmadan yazılmıştı. Çelişkilerle, efsanelerle ve yalan olduğu bilinen şeylerle karışmışlardı. İsa ve Paul pek çok önemli konuda görüş ayrılığına düşüyordu. Dahası, İsa'ya atfedilen mucizeleri, saçmalık olarak gördüğüm diğer antik mucize iddialarını reddediyorken nasıl kabul edebilirdim?

Keşiflerim beni korkutmaya başladı. Onlar benim en başta öğrenmeye niyet ettiğim şeyler değillerdi. Ama şimdi, gerçeği bilmek zorundaydım. İsa'nın tarihselliği, Hıristiyanlığın tarihi, İncil, teoloji ve din felsefesi çalışmaya başladım. Neredeyse bütün okuduklarım -tutucu Hıristiyanlar tarafından yazılanlar bile- bana şüphe etmek için daha fazla neden veriyordu, daha az değil.

Paniğe kapılmaya başlamıştım. En iyi arkadaşımın -hayat amacımın, mutluluk ve rahatlığımın kaynağının- ölmekte olduğunu hissediyordum. Daha da kötüsü, onu öldüren bendim!  Eğer inanca sahip olabilseydim... Eğer öğrendiğim her şeyi unutup sadece inanabilseydim... Mark 9:24'teki sözleri haykırardım:"Lordum, inançsızlığım konusunda bana yardım et!" 

Denedim. Okuduğum her ateist kitabı için en iyi Hıristiyan felsefecilerden 5 kitap okudum. Ateistler açık ve sağduyuluydu. Hıristiyan felsefecilerse büyük sözlerin sislerinde argümanlarının zayıflıklarını gizlerken kaybolmuşlardı.
İnancımı korumak için her şeyi yaptım. Ama başaramadım. Doğru olmadığını bildiğim bir şeye inanmaya kendimi zorlayamadım. 11 Ocak 2007'de kendi kendime fısıldadım: Tanrı yok.

Bir sonraki gün kankam Mark'a yazdım:

"Seni uğraştırmak istememiştim ama kayboldum ve çaresizim. Yardım edebilirsen gerçekten müteşekkir kalırım.

İsa'nın tarihselliği üzerine okumalar yaptım, bu beni İncil hakkında okumaya götürdü. Bunlar da beni Tanrı lehindeki ve aleyhindeki tarihsel ve felsefi argümanları çalışmaya yönlendirdi. Bu, Tanrı'ya olan inancımı ortadan kaldırdı. Artık Tanrı'nın neredeyse kesinlikle var olmadığını düşünüyorum...

Gerçekten çok kötü durumdayım. Aileme söyledim ve 30 dakika boyunca hüngür hüngür ağladılar. Yardım edebilir misin?"

Her zamanki gibi, Mark sevgi ve dürüstlük dolu bir şekilde cevap verdi. Ama bana inanmak için hiçbir sebep vermedi. Bana çoğunlukla "inancın estetiği" ve "Tanrı'yla ilgili mistik tecrübeleri" yüzünden inandığını söyledi. "Diyebilirim ki, Hıristiyanım çünkü Hıristiyan olmak istiyorum." diye yazdı.

Bundan sonra, dinlediğim bir ateist radyo programının sunucusuna (Matt Dillahunty'e) küstahça bir e-mail yazmıştım: 

"Hayatımı bugüne kadar İsa'ya adayarak yaşadım. Bütün üzüntü ve endişelerimi azat ederek, kendimi ve çevremdekileri sevgiyle doldurarak... Ama sonrasında İsa'nın tarihselliğini sorgulamaya başladım ve buna başladığımdan beri gerçekten çok kötü hissediyorum. Ateist olabilecek kadar güçlü veya cesur olduğumu düşünmüyorum. Kolum kanadım kırıktı ve hayatım bir koltuk değneğiyle çok daha iyiydi. Bu yüzden Tanrı'yla iletişim kurmak ve inancımı güçlendirmek için hakiki tanrısal tecrübeyi arayacağım. Ateist argümanlarını yok sayacağım çünkü benim için ikna ediciler ve umutsuzluğa kapılmama neden oluyorlar. Boş, soğuk ve nihai anlamda amaçsız bir evrende değersiz ve bir başıma yaşamak istemiyorum.

Kör inanç yolculuğumda gerçek ve doğru bir Tanrı bulacağımı umuyorum. Sizi bu Tanrı'nın var olduğuna ikna etmeye ihtiyaç duymuyorum, çünkü bir ateist olarak hayatınızdan memnun görünüyorsunuz. Ama ben, kendimi bir Tanrı'nın olduğuna ikna etme ihtiyacı duyuyorum."

Matt yazdığım her cümleyi ilgi, anlayış ve akıl dolu bir şekilde yanıtladı. Ama yine de inancımda takılıp kalmayı denemeye devam ettim. Bir süre Hıristiyan yazarlardan başka hiçbir şey okumadım. En zeki olanları bile "Tanrı'nın Gizemi" ile ilgili fazlaca gürültü yapıyordu. Büyük sözcükleri, açık ve ikna edici bir şey söylüyormuşçasına kullanmaya devam ediyorlardı.

Babam bana kötü yola yöneldiğimi çünkü gerçeği okuyarak bulabileceğimi düşündüğümü söyledi. Bundan sonra alçakgönüllü ve cesaretle dolu bir şekilde, yeniden Tanrı'yı aramaya başladım.  Bloguma yazdığım gibi:

"Burnum sürtüldü. Elimden geldiği kadar müritlik yapıyordum çünkü yapabilecek kadar zeki ve disipline olduğumu zannediyordum. Şimdi kibir dolu ve gerçeği aramakla alâkası olmayan yollarla Tanrı'yı aramaktan vazgeçtim. 

Şimdi Tanrı'nın kudretine karşı kendi güçsüzlüğümün farkına varabiliyorum.  
Sürünüyordum. Yanılmıştım çünkü Kutsal Ruh'un beni gerçeğe götürmesine izin vermemiştim. Şimdi Tanrı'dan bilgiye ve bilgeliğe ulaşırken rehberliğini istiyorum.
Yeniden ve yeniden doğmuşum gibi hissediyorum."

Bu durum uzun sürmedi. İnanmak için bir sebep aradığım her seferinde, Tanrı orada yoktu.  Kanıtlara rağmen inanmaya çalıştım ama bir yalana inanamazdım. Artık olmazdı.

Ne kadar özlüyor olsam da, İsa'yı o günden itibaren hayatıma yeniden sokamadım.


Daha Sonra


Nasıl olduğunu tam olarak anımsayamıyorum ama zamanla inancım olmadan, inancım varken olduğumdan çok daha mutlu ve ahlaklı olabildiğimi gördüm. Aileme, arkadaşlarıma ve kilisemdekilere ateist olduğumu söyledim. Şaşırdılar ama beni hala seviyorlardı. Kilisemin büyüklerinden ikisinin Katolik olmaya karar vermesiyle daha fazla ilgileniyorlardı. O ikisiyle bir şekilde aramda bir bağ oluştuğunu hissettim çünkü üçümüz de aniden dışlanmış gibi hissediyorduk.

İnatçı bir şekilde inancımı yitirişime direnmiştim, ama bu günlerde ne olduğu fark etmeksizin gerçekliği kucaklamak için heyecan duyuyorum. Benim için oldukça değerli olan liberteryen özgür iradenin problemlerini gördüğüm zaman bile dehşete düşmemiş ve direnmemiştim: Heyecanla dolmuştum. 

Gerçekliğin getirdiği rahatlık Hıristiyanlığa ve genel olarak dine olan merakımı bütün gücüyle ateşledi. Okumalarımda hem teistlerden hem de ateistlerden pek çok yanlış ve dürüst olmayan argüman gördüm. Her keşfim bilgiye olan açlığımı artırdı. İnsanlığın çok az şeyi bildiğini ve bildiklerinin kesinliğinin de oldukça az olduğunu keşfettim. 


Geriye Bakarken


Pek çok açıdan, bir Hıristiyan olarak yetiştirildiğim için pişmanlık duyuyorum. Görünmez bir arkadaş için çok fazla zaman ve enerji harcamıştım. Ahlak, düşünmek ve seks üzerine çokfazla yanlış şey öğrenip pek çok gereksiz pişmanlık yaşamıştım.

Ama genellikle, hikayem bu şekilde olduğu için şükrediyorum. Şimdi, gerçek bir inançlı olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Tanrı'ya aşık olmanın ve ona kalpten hizmet etmenin neye benzediğini biliyorum. Onun varlığını kalpten hissetmenin neye benzediğini biliyorum.

Hayatımın bir bölümünü mantık ve kanıttan izole etmenin nasıl olduğunu ve bunun bir erdem olduğunu nasıl düşündüğümü biliyorum. Gerçeği bütün dürüstlüğüyle ararken yanılgı içinde olmanın nasıl olduğunu biliyorum.

İnandığımın, sevgili papazımın söylediklerinin ve söylediklerinin antik kutsal kitabımın söylediklerinin akıl ve kanıtın söylediklerinden çok daha doğru olduğuna inanmanın nasıl olduğunu biliyorum. İnancın bir güç -bir zayıflık değil- olduğunu düşünmenin neye benzediğini biliyorum.

Üçlemenin, kabul görmeyen duaların ve İncil'deki çelişkilerin "Tanrı'nın gizemi" olduğunu düşünmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Tanrı'nın insan aklının çok ötesinde olduğuna ve bizim onu kavrayamayacağımıza inanmanın neye benzediğini ve buna rağmen bizim nasıl davranmamızı istediğini bütün detaylarıyla bildiğimi düşünmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum.

Bu benim 22 yıllık tecrübem ve böyle olduğuna seviniyorum. Artık inançlılara gerçek bir anlayışla yaklaşabilirim.


Çeviren: Berat Mutluhan Seferoğlu/Alfa Çeviri Ekibi
Çevirilen Deneme: http://commonsenseatheism.com/?p=12