5 Ocak 2014 Pazar

Din, Maneviyat ve Depresyon


Din ve Maneviyat Bizi Depresif Yapıyor 

/ Dr. Raj Persaud ve Dr. Peter Bruggen

Şimdiye kadar, çalışmalar daima dini ve manevi inançların, kişiyi depresyona karşı güçlendirdiği ve daha sağlıklı olmayla ilişkili olduğu tezini az çok savunur nitelikteydi. Din ve maneviyatın, hayatın çılgınlıklarıyla yüzleşen herkesin ruh halini koruduğu düşüncesi, (kendileri de özellikle dindar olarak olarak bilinmeyen) psikiyatrlar arasında yaygın bir kanıdır. 

Fakat bireylerin bir yıl boyunca takip edildiği uzun bir çalışma, dini inançlarla depresyon arasında zıt bir ilişki olduğunu gösterdi. Dinin ve yine herhangi resmi bir dinle ilişkisi olmayan maneviyatın, depresyondaki bir insanın depresyondan çıkmasına yardımcı olmadığı, hatta tetikleyici bir faktör bile olabileceği görüldü.  

Bir kaç farklı bölgede yürütülen bu çalışmanın anahtar bulgularından birisi, hayatın ruhani algılanışı şiddetli depresyona zemin hazırlar. Özellikle İngiltere'de, katılımcılardan maneviyata önem verenler, laik olanlara göre üç kez daha fazla depresyon dönemi yaşamaya meyilliydi. 

Bu sonuçlar şaşırtıcıdır çünkü daha önceki çalışmalar dindar insanların alışkanlıkları ve daha iyi bir ruh sağlığına yardım eden yaşam biçimleri  olduğunu göstermişti. Böylece, diğerleri arasında uyuşturucu ve alkol kullanımına daha az meyilli olacaktılar.

Londra Ünivesitesi'nden Michael King'in liderlik ettiği bir ekip tarafından “Majör depresyon faktörlerinin oluşumunda belirleyici unsur olarak manevi ve dini inançlar: Uluslararası ileriye dönük bir araştırma” başlığı altında, depresyon ve dini ve manevi inançlar arasında derin bir bağlantı keşfedildi. Yedi farklı ülkede, pratisyen hekimler tarafından takip edilen 8.000 den fazla hasta altıncı ve onikinci ay sonunda muayene edildi.  İlgili merkezler İngiltere, İspanya, Slovenya, Estonya, Hollanda, Portekiz ve Şili'nin yüksek sosyo-ekonomik çeşitlilik gösteren kent merkezleri ve kırsal kesimleriydi. 

Çalışma, psikiyatrinin en saygın akademik dergisi olan “Psychological Medicine – Psikolojik Tıp” dergisinde yayımlandı. Bu çalışma bir kaç Şili ve Avrupa üniversitesinden araştırmacılar tarafından yürütüldü. 

Çalışma, din kavramını, mabede, camiye, kiliseye ya da sinagoga gitmeyi içeren inancın uygulanması olarak tanımlıyor.  Maneviyata önem vermek ise, resmi bir dini takip etmemek ama inançları ya da manevi deneyimleri olmak olarak tanımlandı.  Bir örnek vermek gerekirse bu, hayatına etki edebilecek kendisi dışında bir güce ve kuvvete inanan birisi anlamına geliyor. 

Manevi bir hayatı ya da dinsel inançları olan kişiler, daha gerçekçi bir yaşam tarzı olanlara oranla depresyondan çok daha yoğun bir şekilde etkilendiler. Bununla birlikte bu bulgular ülkelere göre değişkenlik gösteriyor; İngiltere'deki manevi bir yaşam tarzı olan bireylerin, majör depresyonun etkilerine karşı daha savunmasız oldukları görüldü.

Tüm ülkelerde çalışmanın başlangıcında dini ve manevi inanç ne kadar güçlüyse, muhtemel depresyon riski de o kadar yüksekti.

Sonuçlar ülkelere göre farklılık gösterse de, dini temellere göre yaşam tarzıyla majör depresyon arasındaki ilişki açısından bakıldığında, sadece iki ülkede (Slovenya ve Hollanda'da) hayata dini pencereden bakmanın faydasına dair çok küçük bir kanıt dışında, maneviyatın her hangi bir koruma sağlayabileceği görülmedi. 

12 ay boyunca depresyonun etkisi, inanç her ne olursa olsun benzer oranlardaydı (Katolikler %9,8, Protestanlar %10,9 Diğer dinler %11,5   belli bir dini olmayanlar %10,8).

En güçlü dini ya da manevi inançları olan katılımcılar, 12 ay boyunca majör depresyona iki kat daha meyilliydiler. 

Yine de, dini, manevi ya da seküler hayat anlayışı nispeten bir çok insana kök salmış görünüyor. Çalışma sırasında katılımcıların sadece çeyreğinden biraz fazlası görüşünü değiştirdi. Bu değişim, daha dindar bir yolu seçenlerde daha yüksek bir depresyon riskine eşlik ederken, daha seküler bir yolu tercih eden bireylerde risk azaldı. 

Depresyon gibi yaygın bir mental rahatsızlığa doğru ilerleyen insanlar, acılarını azaltmak için “gerçeği arama”ya eğilimli oluyorlar. Daha önceki çalışma bu yüzden kırılgan ruh sağlığıyla dini veya manevi düşünce arasında bir bağ kurabilmişti. 

Gerçek şu ki, ilgili çalışmanın yazarları, dini ve manevi bakış açısına sahip katılımcıları bir yıl takip ettiler ve bu katılımcılar mutlu bir birey olarak güçlenmekten çok, daha ziyade güç kaybettiler.

Daha önceki çalışmalar dinin önemli bir olay sırasında ya da sonrasında koruyabilme potansiyeli olduğu sonucunu vermişti ama bu konuda herhangi bir kanıt sunmamıştı.

Çalışmamızın yazarları onları, seküler görüşe karşı dini ya da manevi görüşe sahip olmanın, majör depresyon için zemin hazırladığı sonucuna doğru çekiyor. Daha önce de söylendiği gibi, bu inançlar ve ibadetler kritik olaylarla başedebilmek için şok emici olarak kullanılmıyor.

Fakat yazarlar birbirinden farklı olan ve diğer araştırmacılar tarafından elde edilen çok çeşitli sonuçların farkında olduklarını ve bunun nihai bir sonuca ulaşmayı zor hale getirdiğini söylüyorlar. Bununla birlikte eğer tüm bunların ışığında kesin bir şey söylememiz gerekirse, din/maneviyat ve psikolojik sağlık arasındaki ilişki muhtemelen çok düşük ya da hiç bağ yok.

Tüm bunlardan sonra yazarlar diyor ki, eğer dini inancın akıl sağlığı üzerine olumlu bir etkisi varsa, bunun daha çok çalışmayla tespit edilmesi gerekir.

Yeni Çağ hareketinin ve diğer geleneksel olmayan inançların hızla yükselmesi ve belkide diğer alternatif inançların kabulü belli bazı batılı sağlık sistemlerinde bir büyüme anlamını yansıtabilir. Çünkü aynı zamanda daha geleneksel dinler çok büyük bir taban kaybettiler. 

“British Journal of Psychiatry- Britanya Psikiyatri Dergisi”nde yayınlanan ve Michael King ve Paul Bebbington'ın ekibi tarafından yürütülen bir çalışma,  maneviyata önem veren insanların manevi ya da dindar olmayanlara göre daha çok madde kullandığı ya da bağımlılık sahibi olduğu sonucunu verdi. Araştırmalarına göre bu insanlar aynı zamanda daha yüksek bir genel anksiyete, fobi ve nevroz oranına sahiptiler.

Profesör Michael King tüm bu çalışmaların bulgularını “dinden bağımsız olarak maneviyat, psikolojik kırılganlığa yol açması en muhtemel unsurdur” diyerek özetliyor.

Bu çalışmaya bakarak denilebilir ki, bir çok insan cevabı gökyüzünde ararken, daha az dindar ve manevi olanlar onu çoktan bulmuş görünüyor. 

Çeviren : Murat Ayyıldız / Alfa Çeviri Ekibi

Ya Yanılıyorsan ve Tanrı Varsa


İnananlar tarafından Tanrı’ya inancı desteklemek için en çok kullanılan savlardan birisi, adını, savı ortaya atan Fransız düşünür Blaise Paskal’dan alan “Paskal’ın Bahis Savı” olarak bilinir.(1) Bu sav şöyle dile getirilebilir: “Tanrı’nın var olduğuna inanırsan ve öldüğünde yanıldığın ortaya çıkarsa, bir şey kaybetmezsin; ancak, Tanrı olmadığına inanır da öldüğünde yanıldığın ortaya çıkarsa, her şeyi yitirebilirsin.” Bir başka deyişle, bahiste Tanrı’nın var olduğu üzerine oynamak ve cehennemde sonsuza dek yanma riskini almamak en iyisidir. Hıristiyanlarla olan konuşmalarımda “Paskal’ın Bahis Savı”nın öyle ya da böyle bir biçimde öne sürülmediği bir konuşma azdır.

1) Bir Tanrı Seç, Hangi Tanrı Olursa Olsun


Paskal bahis savını tabii ki Hıristiyan Tanrı'sına inanma savunması olarak amaçlamıştı, ama hemen hemen her türlü inanış için kolaylıkla geçerli olabilir. Hıristiyanların ‘ya Hıristiyan Tanrı vardır ya da hiç tanrı yoktur’ şeklinde yanlış bir ikilem geliştirmeleri şaşırtıcı değildir. Peki ya Hinduizm, Musevilik, Budizm ya da bir başka din doğruysa? Bazı Müslümanlar, Hıristiyanların Muhammed’in mesajına inanmayıp, Kuran’da bildirilen Tanrı’nın “bir”liği yerine baba, oğul, kutsal ruh üçlemesine inandıkları için Allah’ın Hıristiyanları son günde cehenneme göndereceğine inanır. Bir tanrı üzerine bahse gireceksek bu hangi tanrı olmalı? Bu zor soruya yanıt olarak çoğu kez şu koşul maddesi sunulur: bahiste yan tutma yalnızca işin ucunda yitirilecek bir şey varsa gereklidir. Bazı dinlerin tanrıları bizi sonsuza dek işkence ile tehdit etmediklerine göre onlara inanamamaktan korkacak bir şey yok. Buna karşın bu tanrıların çoğu onlara taparsan bir çeşit ödül sözü veriyor, o nedenle ceza olarak bu sonsuz mutluluktan yoksunluk, bir yitim olarak nitelendirilebilir. Hıristiyanlar İsa’ya inançlarını bildirdiklerinde diğer dinlerin tanrılarına karşı bahse girmiş oluyor, fakat doğru inancı seçtiklerinden nasıl emin olabilirler? Düşüncelerinde dürüst iseler, bundan emin olamayacaklarını kabul ederler.

2) Olabilir...


Herhangi bir şeye yalnızca gerçek olabilir olasılığı ile inanmak, pek etkileyici bir düşünce değil. Kanser hastalığınız olduğunu varsayın ve bir adam yanınıza gelerek, yaşamınızın sonunda dek onun kölesi olursanız sizi iyileştirebileceğini söylüyor. Onun teklifini kabul etmezseniz ve sonunda onun yalan söylediği ortaya çıkarsa sizin yitirdiğiniz hiç bir şey yoktur, fakat gerçeği söylüyorsa kanserinizden kurtulma şansını yitirmiş olursunuz. Adamın tedavi etme olasılığı ile köleliğe razı olur muydunuz? Sanırım, köleliğe olur diyecek çok az insan vardır, çünkü çoğumuz adamın dürüst olma olasılığının düşük olduğunu ve yaşam boyu köleliğin pek de hoş olmadığını düşünürüz.

Aynı şekilde, eğer bir tanrı varsa, adı anılmış veya anılacak milyonlarca tanrının içinden doğru tanrıyı seçme olasılığımız düşüktür. İnsanın kendisini belli bir tanrının iradesine ya da hizmetkarlığına teslim etmesinin o insanın kişiliğini bozabileceği düşünülebilir. Örneğin, (insan kurban isteyen Aztek tanrısı) Tezkatlipoka’nın var olduğu üzerine bahse girer ve olur ya belki gerçek tanrı odur diye ona tapmanız gerektiği kararına vararak onun gönlünü almak için insan kurbanı sunmaya başlarsanız, bu yeni tanrınız sizin başınızı belaya sokabilir. Doğal olarak bu biraz uçta bir örnek, fakat her bir küçük günahkar düşüncenin düpedüz çok kötü olduğunu öğreten (Matta 5:27-30) Hıristiyan Tanrı’nın öğretisi altında insan, kendi kendine karşı tiksinti geliştirebilir.

3) Olasılıkla İlgili Sorunlar


Paskal’ın Bahis Savı”ndaki bir başka büyük hata, Tanrı’nın var olduğuna ilişkin belirlenen ve hiç de açıkça tanımlanmamış olasılık değeri. Bu bahis savını ciddi olarak değerlendirmemiz isteniyorsa, bırakın bizim kendisine tapmamızı isteyen ve tapmazsak bizi sonsuz işkenceye gönderecek bir tanrıyı, herhangi bir tanrının varlığı olasılığının ne olduğunu bilmek yararlı olacaktır. Bu olasılık değeri kişiden kişiye değişecektir ve koyu bir ateist Tanrı’nın varlığı olasılığına sıfır değerini verdiğinde, bu bahis savının onu zerre kadar ikna etmeyeceği açıktır.

İnanan “ama dur bir dakika” diye itiraz edip “Tanrı’nın var olma olasılığı 50 / 50. Tanrı ya var, ya da yok, değil mi?” diye sorabilir. İnsanları sürekli piyango bileti almaya ya da loto oynamaya çeken neden işte tam da budur: olasılık kavramının bu şekilde yanlış anlaşılması. Bir piyango bileti aldığınızda ya kazanacaksınız ya da kaybedeceksiniz, fakat bu, çok çekici büyük ikramiyeyi kazanma olasılığınızın 50 / 50 olduğu anlamına mı gelir? Tam tersine çoğu eyalette kazanma olasılığı 14 milyonda 1’dir.(2) Sayısız birçok tanrının var olma olasılığı da var iken, Hıristiyan Tanrı’nın var olma olasılığının da eşit derecede düşük bir olasılık olmadığını nereden bilebiliriz?

4) Sözde Bağlılık


Bir an için “Paskal’ın Bahis Savı”nın sonsuz tehlikeden sakınmak için Hıristiyan Tanrı’yı kabul etmenin mantıklı olduğuna bizi ikna ettiğini varsayalım. O zaman ne olacak? Bir insan bahis savının önerilerini yalnızca cehennem tehditinden kaçmak için kabul ediyorsa, inancı gerçek ve içten midir? Paskal İsa’ya içtenlikle, gönülden inanmayı beceremeyen inanmayanlara ne tür bir öneri veriyor? Bir kez daha 233’üncü notuna bakalım:

İnanmak istiyorsunuz ama nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz; kendinizi inançsızlıktan kurtarmak istiyor ve bunun için çareyi arıyorsunuz. Önceden sizin gibi kısıtlanmış olanlara bakın, şimdi onlar bütün varlıklarını ortaya koydular. Bu insanlar, izlemeniz gereken yolu bilen ve şimdi sizin de kurtulacağınız bir hastalıktan kurtulmuş insanlar. Onların başlama yollarını izleyin; inanır gibi yapıp kutsal suyu alarak, ayinlere katılarak vb. Bu bile sizi doğal olarak inanır yapacak ve hastalığınızın şiddetini söndürecektir.

Özünde, özenerek ve sözde bağlılık göstererek İsa’ya gerçekten inanmayı öğreneceksiniz diyor. Ancak, herhangi bir psikolog bunun o denli basit olmadığını söyleyecektir; hatta İncil’in kendisi bile kurtuluşun Tanrı’nın var olduğunu kabul etmekten daha fazlasını gerektirdiğini söylüyor. Aşağıdaki ayetler bunu açıkça gösteriyor. İncil’e göre Tanrı tarafından kurtarılmak için inançlar içten olmalıdır:

İblisler bile Tanrı’ya inanır ama azaptan kurtulamaz. (James 2:19)
Müjdelere / ayetlere inanmalısınız. (Mark 16:16)
Mezhebe katılmalısınız. (John 6:53-54)
İyi davranışlar olmadan inanmak yeterli değildir. (James 2:26)
Kutsal su ve Kutsal Ruh ile vaftiz edilmelisiniz. (2 Selanikli 1:8-9)

Paskal’ın Bahis Savı”, insanları Tanrı ile ilgili düşünmeye teşvik için yararlı bir başlangıç noktası olabilir, fakat tek başına tam donanımlı ve tamamen kartarılmış inananlar yaratmaya yeterli değildir. Tek gerçekçiliği ya da uygulanabilirliği, bir tanrının var olabileceğini düşünüp de o ya da bu nedenle emin olamayan insanlara uygulanması olabilir. Temelsiz birçok varsayımlarda bulunmuş olması gerçeğine ve ilk ortaya atıldığından bu yana sürekli olarak pek çok kez son derece anlamsız olduğunun kanıtlanmasına karşın, bugün hala birçok Hıristiyan, rahip, savunucu ve türleri tarafından kullanılmaktadır.

Kaynakça:
1) Pascal, B. (1670) Pensees, Section III: Of the necessity of the wager.
2. Anonim. Lottery, Probability and Your Real Chance of Winning

Çeviren: Şazze Deniz / Alfa Çeviri Ekibi